2 Kasım 2012 Cuma

Tek başına seyahat - Lizbon

İşten güçten öyle bunaldım ki, tabi bir de annemin rahatsızlığı derken; bütün yaz ne izin kullanabildim, ne doğru düzgün tatil yapabildim.
Sonunda, aylardır istediğim Portekiz seyahatimi yapmaya karar verdim. Tek başıma da olsa gidecektim,   zaten Portekiz'de yaşayan da bir arkadaşım vardı, tatilin bir kısmında da onu görecektim, böylece tamamı yalnız geçmeyecekti. Bu arada, işler güçlerdi, bayram tatiliydi, Schengen vizemin bitmesiydi derken takvim öyle sıkışık bir hale geldi ki, THY'nin sayfasında kendime uygun bilet ve tarih ararken bir anda gördüm... 
Tam orada gidip onu almam için beni bekliyordu, 1-8 Kasım 2012, vizem 9Kasım'da bitiyor ve gidiş dönüş 231 TL :D:D 
İnanabiliyor musunuz, ben de inanamadım ve hemen aldım tabi ki. 
Sonra farkına ortaya çıktı ki, 4 Kasım'da çok sevdiğim bir arkadaşımın düğünü var ve aylar öncesinden haber vermişti aslında; Portekiz'de yaşayan arkadaşım 5 yıldır ilk kez Türkiye'ye geliyor ve tam da benim Portekiz'de olacağım haftada :) Üstüne bir de son 1 yılın en büyük projesinin en önemli safhası bu haftaya denk geldi :)
Ama gitmeliydim, tek başıma da olsa, şartlar uygun olmasa da, gitmem gerekiyordu. 
Ve böylece kararlı bir şekilde tatilime çıktım; dün Lizbon'a indim. 
İtiraf etmeliyim, Lizbon ve güzel bir başlangıç yapamadık.
Nereden aklıma geldi bilmiyorum, çünkü taksiler ucuz ve havaalanı şehre yakın olmasına rağmen, ben metroya bindim. Dakka bir gol bir, ülkemin güzide metrobüslerinde başıma gelmeyen bir olay burada geldi. Portekizli bir sapığın tacizine uğradım, inanılır gibi değil. 
Daha tatilin ilk günü ve kalacağım hostele bile henüz varmamışım :( Çok can sıkıcı ama düşünecek vaktim bile olamadı; elimde valizim hostele yürürken, işten gelen telefonlarla dağıldım. 
Lizbon'daki ilk 1 saatimi hatta daha fazlasını ne yazık ki telefonda geçirdim. Problem, problem, problem...
İstifa etmek için bir sebep daha, değil mi? 
Üstelik kendisi için çalıştığım GSM şirketi, bana hemen çalışan limitinizi aştınız diye de bir mesaj bile gönderdi. 

Oasis Backpackers' Mansion
Ama tüm olumsuzlukları bir kenara bırakıp, bugün gezime başlamak istiyorum. Bu arada ilk hostel tecrübem, ama kaldığım yere bayıldım (Oasis Backpacers' Mansion). Çalışanlar çok sıcakkanlı, konuklar çok sevimli ve hoşsohbet. Geldiğimden beri daha hiç yalnız kalmadım. Bir sürü insanla tanıştım, Amerikalı, Japon, Avustralyalı ve Suudi :) Bir sürü insanla sohbet ettim. Herkese İstanbul'dan bahsettim ve onları İstanbul'a çağırdım :) 
Kötü giden şeylere rağmen moralimi bozmuyorum ve tatilimin iyi geçeceğine inanıyorum :) 
Siz de tatilimin iyi geçmesi için bana yardımcı olup, güzel dileklerde bulunur musunuz? 
Bu arada güzel Lizbon fotoğrafları çok yakında geliyor, edindiğim tecrübelerle birlikte......
****************
Yavaş yava fotoğrafları eklemeye başladım.

19 Ekim 2012 Cuma

Dünyamın yeni düzeni-Maslak'taki hayatım-Temiz bir sayfa

İş yerim Maslak'a taşınalı ve Maslak'taki yeni hayatımıza merhaba diyeli neredeyse 3 ay olmuş. 
Buraya taşınmanın hayatıma bu kadar değişiklik getirebileceğini hiç düşünmezdim. 
Sabah 06:35 gibi servise biniyorum, ki mutlu azınlıktan bir insandım ve eskiden iş yerime yürüyordum. 
Tabi bu durum hayatımı pek etkiledi, akşam erken yatmak zorundayım, yatamadığım günlerde de hayalet gibi geziyorum zaten. 
Benim gibi uyku problemleri olan (gecenin bir yarısı uyanan) birisi için, 06:35'teki servise yetişmeye çalışmak zaten yeterince zor.
Snra, ne yazık ki yine sadece Maslak ya da TEM otoyolu çevresinde ve Avrupa yakasında çalışanlarn farkında hayatını çoklukla etkileyen, FSM köprü çalışması, Ümraniye Çakmak köprü çalışması gibi; yaklaşık 40 dakikalık yolu 1 saat 40 dakikalara çıkaran etkenlerimiz var. 
Bunlar tabi lojistik etkenler, insanın hayat kalitesini etkilemekle birlikte, Maslak dünyasının en göze batan kısımları değil .
Maslak'a mı özgüdür, çalıştığım uluslarası firmaya mı, buraya geldiğimizden birlikte, şirketçe huzursuzuz.
İnanılır gibi değil gerçekten, iş hayatımızdaki güven hissi yerini büyük bir boşluğa bıraktı ve kaygan bir zemin üzerinde uzun ve engellerle dolu bir yolu yürümeye çalışıyor gibiyiz. 
Her akşam servise yetişmek ile işleri bitirmek arasında seçim yapma noktasında kalıp, ikisini birden yapmaya çalışmak ....
Sonuç, ya servisten ya da evden çalışmaya devam etmek.. geç saatlere kadar hatta...
Ama işlerin hiçbir zaman bitmemesi, hep ertesi güne sarkması, her gün biraz daha fazla...
Ne kadar çalışırsanız, ne üstlerinizi, ne birlikte çalıştıklarınızı, ne de müşterileri memnun edemeyip, bunca çalışmaya, efora rağmen her geçen gün etrfınızı kara bir bulut gbi saran başarısızlık ve değersizlik hissi.....
her gün hayat böyle devam edince, motive olmadan, ama mecburen yoğun bir çalışma ortamı, bu yoğun başarısızlık hissi, jhayatın her gn yoğunlaşan bu hisle gittikçe daha fazla sarılıp sarmalanması....
sabah mutsuz uyanmıyorum, hayır, hiç ilgisi yok....
Ama işe gitmem gerektiğini fark ettiğimde, yapmak zorunda olduum işleri ve günümü bunlara kesinlikle yetmeyeceğini fark ettiğimde... 
İşe gidesim gelmiyooorr...
Biliyorum, istediğin işi yapmak ya da işini yaparken mutlu olmak lüks tüketim maddeleri gibi görünüyor olabilir pek çok insanın gözüne.....
Pek çok kişi şımarıklık olarak bile değerlendirebilir, ama aslında işinin insanı çok mutlu etmesi lüks gibi , kozmetik bir problem gibi görünse de, en azından mutsuz etmemeli....
Kişinin hayatının büyük kısmını geçirdiği, vaktini ve emeğini verdiği işi, onu mutsuz ediyor, uykusuz bırakıyor, sinirlerini yıpratıyorsa, o noktada bir problem var demektir. 
Evet, hiç kolay değil, ama insanı iş değiştirmeye ve aramaya itiyor.... 
Aylardır şu bloga bir yazı bile eklememe engel olacak kadar zamanımı ve zihnimi dolduran işime veda etmeye hazırlanıyorum..
Çünkü, hepimiz insanız ve hepimizin aslında, karnımızı doyurma, başımızın üstünde bir çatı olması gibi temel ihtiyaçlarının dışında, kendini gerçeklemeye de ihtiyacı var. (Maslov'un piramiti) 
Diğerlerini tamamlamaya en yakın olduğunuz noktada, kendini gerçekleme ihtiyacı daha da öne çıkıyor. Yaptığınız işi sevmek, ortaya birşeyler çıkardığınızı, baaşrılı olduğunuzu hissetmek istiyorsunuz... 
İş aramak, bulmak; yıllar geçti bu süreçlerin üzerinde, 12 yıldır aynı yerde çalışıyorum :)
Ama, hayatımda temiz bir sayfa açıp yeni başlangıçlar yapmamın vakti geldi sanıyorum.....



23 Temmuz 2012 Pazartesi

Maslak'ta yeni hayat

Başlığı görenler, bu kız nihayet hayatıyla ilgili yeni kararlar verdi de, hepimiz bu dertten kurtardı mı diye düşünebilir. Ama alakası yok :)
Anadolu Yakası'nda, merkezi bir yerde çalışan ve hatta işine de yürüyerek giden ben; çalıştığım şirketin satılması, başka bir firma ile birleşip Maslak'a taşınması üzerine artık iş hayatıma burada devam edeceğim.
Tabi bu vakte kadar işe yürüyerek giden, hatta işe giden diğer pek çok arkadaşın yolunun üzerinde olduğundan evden arabayla alınıp 3 ila 5 dakika içerisinde evde olan bu insanın, sabahın 6:40'ında servis beklemek üzere yollara düşmesi hayatı için büyük değişiklik :)
Allahtan ki servis yakından geçiyor; ama bu sabahın köründe uyanmam gerekliliğini ortadan kaldırmıyor tabi. Bir de Ramazan, sahur olayı ve de korkunç sıcaklar cabası tabi. Bu aralar İstanbul'un trafik problemi zaten tüm dünya tarafından bilinen bir gerçek; 2. köprüdeki yapım çalışmaları sayesinde tüm İstanbul olarak bir yakadan diğerine geçmeye korkar olduk malum.
Neyse efendim, sonuç itibariyle; iş değiştirememiş olabilirm, hayatımla ilgili büyük kararlar ve aksiyonlar alamamış olabilirim. Ama, bugün itibariyle, kendi isteğimle olmasa bile :), hayatımda büyük bir değişiklik var.
11 yıl 5 ay 4 gündür çalışmakta olduğum, Anadolu Yakası'ndaki güzide iş merkezinden ayrıldım ve kendimi Maslak deryalarında buldum :)
Bunun da bir adım olduğunu düşünüyorum, değişiklikle yönünde, önemli bir adım bence.
Yani iş değiştiremesem de, mekan değişikliği yaparak, şeytanın bacağını kırmak yönünde önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.
Sonuçta, gelişme var, ilerleme, bir adım da olsa :)
Bundan sonra, daha nice gelişmelere, nice aksiyonlara diyorum ;)

22 Temmuz 2012 Pazar

Kitap- Buz ve Ateşin şarkısı

Hayatım ile ne yapmak istediğimi bildiğiniz gibi uzun zamandır düşünüyorum :)
Yakında bir aksiyon planıyla ve radikal kararlarla burada olacağım demiştim, en azından düşünmüştüm, ama hala karar çıkmadı. Ben de bu arada gezdiğim yerlerin yanında, biraz da okuduğum kitaplardan bahsetmeye karar verdim.

En son okuduğum seri -şimdilik Türkçe'ye çevrilen 3 kitaptan oluşuyor, ama İngilizce olarak serinin 5 kitabı yayınlanmış durumda- Buz ve Ateşin Şarkısı'ndan bahsetmek istiyorum.
Fantastik kitaplar sevenler için birebir, yazarın hayal dünyasında yarattığı gerçek olmayan bir dünyada geçiyor, ama gerçeğe yakın kısımları da oldukça yoğun. Bazen fantastik bir kitap yerine orta çağda geçen bir roman okuyormuş gibi hissettiğim de oluyor. Çünkü dünya tamamen hayali olmakla birlikte, fantastik öğelere daha az yer verilmiş.
Öyküyü, farklı karakterlerin ağzından okuyorsunuz. Yazarın hayalinde yarattığı dünyada geçen taht savaşları üzerine ve karakterlerin, olayların, ortamın çok iyi tasvir edildiği; tahtı ele geçirmek için birbirine rakip farklı kral adaylarının ve yandaşlarının planlayıp uyguladıkları entrikaların, politik oyunların çok başarılı anlatıldığı bir kitap.
Kitaptaki öykü üzerine çok fazla detay vermek istemiyorum; zaten çok uzun ve özetinden bile bir kitap çıkabilir :)
Ancak, sizi çok iyi tasarlanmış ve çok iyi anlatılan başka bir dünyaya götürdüğü kesin. Özellikle benim gibi bu dünyadaki hayatından biraz sıkılmış kişiler için birebir diyebilirim. Akıcılığı ve nakış gibi ince ince işlenmiş olay örgüsü ile, sizi alıp yazarın hayalindeki bambaşka bir dünyaya götürüyor. Arya, Catelyn, Sansa, Tyrion ve diğerleri... Karakterler, Amerikan sinemasından alıştığımız üzere, tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Zor koşullar altında insanın nasıl tepkiler verebileceği, nasıl davranabileceği üzerine ya da iyi niyetler yapılan kötü hamleler; kötü niyetlerle atılan ama sonuçları iyi olan adımlar.... Kitabın derinliği, bu tarz fantastik bir kitaptan beklediğinizden çok daha fazla....
Televizyonda dizisine de denk gelmiş olabilirsiniz. 1. sezon kitaptan neredeyse birebir uyarlanmış olmakla birlikte, 2. sezonda dizinin senaryosu ve kitap zaman zaman ayrılıyor.
Bana sorarsanız kitabı tercih ederim; dizide üstünkörü anlatılan bazen hiç verilmeyen, okurken kitabı çok daha keyifli hale getiren leziz detaylar, psikolojik çözümlemeler var.
Benzer türlerden hoşlananlara tavsiye edebileceğim bir kitap. Fantastik olmakla birlikte, edebi açıdan da kurgu açısından da oldukça derinliğe sahip; aynı lezzeti almak istiyorsanız Epsilon yayın evinden Sibel Alaş'ın çevirisinden okumanızı tavsiye ederim.
http://georgerrmartin.com/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Buz_ve_Ate%C5%9Fin_%C5%9Eark%C4%B1s%C4%B1


26 Haziran 2012 Salı

İlerlemek, bir adım bile olsa daha ileriye gitmek

Bu blog'u açalı neredeyse 2 yıl olmuş. Kaç yayın var bakmadım, ama istediğim, hayal ettiğim kadar olmadığı kesin.
Bir yerlere gidip bir yerler gördüğümde bir şeyler denediğimde, paylaşıyorum; en azından paylaşmaya çalışıyorum. Ama bu kadar.
Diyeceksiniz ki, kafandan geçen hiç mi bir düşünce yok bunca zamandır paylaşacak; ki diyebilirsiniz, çünkü ben dedim kendime bunu.
Alakası bile yok :)
Fazlasıyla düşünen bir kişiyim aslında; o halde yazacak bir konu neden bulamıyorum, neden yazamıyorum...
Kafamı kurcalayıp duruyor...
Bugün biraz daha düşününce, bu blog yardımcı oldu sanırım biraz, baktım ki 2 yıl önce yazdıklarıyla bugün yazacaklarım arasında pek bir fark yok sanırım.
Bazı hedeflerim vardı, evet bir kısmını gerçekleştirdim;
ama hala yalnızım, hala aslında birlikte olmamam gerektiği
halde olduğum, uzunca bir süre de ayrılamadığım o adamı
özlüyorum, başkasıyla olamıyorum, ama onunla da
olamıyorum; hala işimden dolayı mutsuzum, kazancımı
beğenmiyorum; son günlerde kariyerim ileriyi bırakın,
geriye gidiyor.
Yani aslında baktım, 2 yıllık bir yerinde sayma durumu... Hiç ilerleyemeyen, sürekli düşünen, ama aksiyon alamayan bir insan....
her bir hareketten önce o hareketi yapmaması için en mantıklı sebepleri bulabilen bir kişilik...
Bunun bir sebebi olmamalı; hep kafası çalışan bir insan olduğumu düşündüm, etrafımdaki insanlardan benden öğütler, tavsiyeler aldılar, onların yerine düşünüp onları yönlendirdim...
Ama şu hale bak, herkes hayatında ilerlerken, ben yerimde sayıyorum...
Bunun sebebini de görebilmiş değilim.. Nerede yanlış yapıyorum, neresi eksik, ne yapmalıyım ilerlemek için....
Aslında ilerleyebilmek için, önce ne yöne gideceğini bilmek gerekir, değil mi ?
Ne yöne ilerleyeceğini bilemeyen birisi nasıl ilerleyebilir ki?
Yürüdüğüm yoldan memnun değilim bunca zamandır, hiç mi yol ayrımı çıkmadı karşıma; hiç bilemedin insan geri döner, değil mi ama  ? :) Yok, sanırım korkutucu geliyor, nereye doğru gitmek istediğimi bilmediğim gibi, karşıma çıkabileceklerden de korkuyorum ne yazık ki.
yani kim yolun sonunu en başından görebiliyor ki, nerede o bilinmezliğin getirdiği heyecanlar, ya da yeni şeyler denemenin...
Yapmam gereken ne yöne ilerleyeceğime karar vermek öncelikle, hayatımla ne yapmak istediğimi bulmak; sonra da ne çıkacağını bilemesem de, doğru olduğuna inandığım yolda yürümek.....
Kaçıncı kez yazıyorum bunları.... :) Sıkıldınız değil mi, okuyanlar bile sıkılmışken yaşayan kişi nasıl sıkılmaz? Mümkün mü?
Kendime ödevim bu olsun, bir dahaki yazıda aksiyon planımdan ve aldığım kararlardan bahsetmeyi umuyorum:)

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Eskişehir gezisi - 2

Eveeet, nerde kalmıştık...
En son Adalar'daki kahvaltıdan sonra Odunpazarı evlerine doğru yola çıktık.
Biz arabayla gittik, ancak şehir merkezinden toplu taşıma
 ya da vaktiniz varsa yürüyerek de ulaşılabilecek bir yer.
Odunpazarı semtindeki eski evlerin Büyükşehir Belediyesi tarafında restore edilerek kullanıma açılması sonucunda  orijinal ve estetik bir ortam oluşmuş.
Eski evler gerçeğine uygun bir şekide restore edilerek, butik otel, Cam Sanatları ya da Karikatür müzesi gibi kültüre ve sanatsal kullanım amaçlarının yanı sıra, seyahat acentası, restoran, dernek v.b. olarak da kullanılmaya başlanmış.




Odunpazarı evlerindeki gezimize Atlıhan Çarşısı
ile başladık. Restore edilmiş olan çarşı, eğer lüle
taşından yapılmış olan takı v.b. almak istiyorsanız
en uygun duraklardan bir tanesi.Burada lüle
taşından yapılmış takı, satranç taşı, tespih v.b. pek
 çok objeler satan mağazaların tamamı Belediye
tarafından da sertifikalandırılmış ve aldığınız
ürünlerin orijinal olduğuna emin olabiliyorsunuz.
Hediyelik yada kendinize almak için pek çok ürün
bulabilirsiniz.
 Buradan Kurşunlu Külliyesine geçtik. Eski külliye restore edilmiş; bir kısmı mevlevilere ait bir dernek, bir kısmı nikah salonu, bir kısmı da, lüle taşı müzesi olmuş.





Lüle taşı müzesinde yer alan objeler gerçekten birer sanat eseri. Hepsi incelik ve ustalığın gerçek bir sentezi.







Buradan cam atölyesine giderek, camdan bir vazonun yapılışına baştan sona şahit olduk. Ne kadar zor bir iş; fiziksel koordinasyonun yanı sıra yaratıcılık ve sabır gerektiriyor.




Odunpazarı evlerinin ana yola yakın bir kısmında Cumhuriyet müzesi var, orayı da gezdik. Genel olarak Cumhuriyetin ilk döneminden Atatürk ağırlıklı fotoğraflar, Atatürk'ün bazı kişisel eşyaları ve aynı dönemlerden gelen gazetelerden oluşuyor. Fotoğraflara bakarken, ister istemez o dönemi, Kurtuluş Savaşı'nı ve bizim bugün bu hayatı yaşayabilmemiz için dökülmüş kanları verilmiş canları düşünüyorsunuz ve etkileniyorsunuz.
Müze gezimiz de bitince, soluğu Kentpark'ta aldık. Eskişehir'de çok güzel, büyük parklar yapmışlar. Kentpark da onlardan bir tanesi, çok büyük bir alanda yeşil alan, kafe, restaurant, kocaman boyutta bir havuz ve bir de yapay plaj var. Yapay plaj gittiğimizde bakımdaydı, ama geçen yıl normaldeki halini de görmüştüm. Gerçekten bir plaj :) Hem de Eskişehir'de. Biz gittiğimizde bile çok sıcaktı ki, yazın çok faydalı bir o kadar da kalabalık olacağını düşündük :)
Ertesi güne, şehir merkezindeki "Acıktım Kafedeyiz" diye bir yerde kahvaltı ederek başladık. Evet, isim süper:) Kendisini Four Square'den bulduk, gezi boyunca çok işimize yaradığını belirtmeliyim.




Süper bir kahvaltı sonrası, Sazova'daki Bilim Kültür Sanat parkına gittik. Pek çok büyük şehrimizin bile sahip olmadığı türden, ailelerin çocuklarını götürebileceği, hem çok büyük bir yeşil alan, hem de içerisinde gerçekten çocukların çok ilgisini çeken "Korsan Gemisi", henüz inşaatı tamamlanmamış, ama görüntüsüyle bile yeterince ilgili toplayan Şato, suyun kaldırma kuvvati ve yer çekimiyle ilgili birkaç deney düzeneği, su sporları için kullanılabilen bir yapay gölet, kafe ve restaurantlar var.Parkın etrafını küçük bir tren ile gezebiliyorsunuz. Yurtdışında pek çok ülkede bulunan tema parklarından esinlenerek yapılmış ve daha önünde çok yol bulunmakla birlikte, yine de çocuklar için gerçekten cennet gibi.
Sadece 2 parkın da en önemli sorunlarından bir tanesi, daha yeni oldukları için ağaçlar henüz çok büyümemişler ve yeterince gölge yer yok.
Bunun dışında, parkın hemen dışında, Bilim Deney Merkezi ve Uzay Evi var. Belirli saatlerde rehber ile gezilebiliyor. Bu yüzden planlı programlı gidip hatta önceden rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Biz saatlerimiz tutmadığından gezemedik, sadece bahçesindeki birkaç ufak düzeneği görüp, uçağın yanında fotoğraf çektirebildik :)

Özet olarak, Eskişehir gezimiz çok güzeldi çok keyif aldık.
Gidenlere tavsiyem,

  • Parkları mutlaka gezin, Kentpark, Şelale Park ve Bilim Kültür Sanat Park'larını çok beğeneceksiniz. 
  • Şehir merkezinde trafiğe kapalı, İstiklal benzeri büyük bir çarşı caddesi var, mağazalar, kafeler ve keyifli vakit geçirmek için pek çok yer var. 
  • Odunpazarı Evleri, urşunlu Külliyesi, Cam Sanatları Müzesi, Adalar mevkii, mutlaka görüp vakit geçirmek gereken yerler.
  • Ulaşım imkanınız var, şehrin biraz dışında Yazılı Kaya var, tarihle ilgilenenlerin ilgisini çekebilir. 
  • Çibörek yemek için herkes Papağan diyecektir, ama değil :) Odunpazarı evlerinin üst tarafında, Kurşunlu Külliyesinin hemen solunda kalan Tatar Kırım Kültür Derneği var. Çibörek yemeniz gereken yer orası. Gerçekten muhteşem, Papağan'dakiler midenize oturur; benden söylemesi :)
  • En önemlisi : Akşam dışarı çıkın!!! Şehir merkezinde uzunca bir sokak iki taraflı barlarla dolu. Türkü bar'dan tutun da karaoke bar'a kadar aklınıza gelebilecek pek çok değişik format var. Bunun dışında, Haller Gençlik Merkezi'nde canlı müzik, 222 Park'ta Cumartesi geceleri Neslihan Demirtaş çıkıyor, türkçe pop sevenlerdenseniz (yenisinden değil, daha çok eskilerinden söylüyor) oldukça başarılı. 
Aslında durum şu, çok renkli bir gece hayatı var; genç nüfus çok. Fiyatlar çok makul, müzikler güzel, ortamlar genel olarak nezih, İstanbul'daki gibi gereksiz ve rahatsız edici kalabalıklar yok, biz bu gidişimizde fazla tecrübe edemedik ama yine de gittiğimiz yerde de çok eğlendik, çok keyifli vakit geçirdik ve çok komik   rakamlar ödedik.
Eskişehir çok güzel ve keyifli bir şehir olmuş; herkese tavsiye ediyorum.
Hatta trenler çalışıyor olsaydı, sırf hafta sonu eğlencesi için bile gitmeyi düşünüyorduk, o kadar yani :)




3 Mayıs 2012 Perşembe

Eskişehir gezisi -1

Bildiğiniz üzere 1 mayıs resmi tatildi; ancak çalıştığım firma kendi kendine 30 Nisan'ı da tatil edip toplamda 4 günlük bir süreyi bize tatil olarak reva görünce, ben de hemen birkaç arkadaşımı ayarttım ve bu 4 günü Eskişehir'de geçirmek üzere organize olduk.
Çok da iyi geldi açıkçası; hava da çok güzeldi ve amele yanıklarım dışında yine çok güzel çok keyifli anılarla döndük Eskişehir'den.
Beraber gittiğimiz arkadaşlardan birisinin biraz rahatsız olması sebebiyle, gece çok fazla dışarıya çıkamadık; o kısımda anlatacaklarım biraz daha eskiye, 1,5 yıl önce, 2010 29 ekim'inde Eskişehir'i ilk gördüğüm günlere dayanıyor olacaktır.
Cumartesi günü öğlen saatlerinde Eskişehir'e doğru yola çıktık. Yol üzerinde Adapazarı'nda yemek molası verip, şehrin içinde, İsmail'in yerinde köfte yiyerek gezimize başlamış olduk. Köfteler oldukça lezzetliydi; çok şık bir yer yapmışlar, genel olarak ortam ve servisten de memnun kaldık. Üstüne de bir kabak tatlısı yedik, ki hatay usul kireçte kabak tatlısı kadar olmasa da; oldukça lezzetli, fırınlanmış bir kabak tatlısıydı. Biraz yanmış olmakla birlikte, üzerinde sırayla kaymak, tahin ve fındıkla servis edilmişti ve yolunuz düşerse tadına bakmanızı tavsiye ederim.
Yolumuza devam edip öğleden sonra saatlerinde Eskişehir'deki otelimize vardık. SRF Hotel adında, internetten rezervasyon yaptırdığımız bir otelde kaldık. otel yepyeni ve oldukça temiz, ferahtı. Kendi kendimize yaptığımız seçimin sonucunun bu kadar iyi çıkmasına sevinerek, odada biraz dinlendik.
Havelka'da yemek
Akşam  saatlerinde yemek yemek ve dolaşmak için otelimize de çok yakın bir mesafede bulunan Espark alışveriş merkezi yakınındaki mekanlara doğru yol aldık.
Yan yana, Havelka, Kahve Diyarı, Kahve Dünyası ve Kafepi vardı; ki bu mekanların bir kısmı zaten İstanbul'lular için çok tanıdık. Kafepi'de şansımızı denedik, ama kapısındaki kocaman güvenlik görevlileri rezervasyonumuz yoksa giremeyeceğimizi söyleyerek bizi geri çevirdi :)
Yemek yemeyi planladığımızdan kendimizi Havelka'da bulduk. Ortam da fiyatlar da İstanbul'dakinden çok farklı değildi.
Buradan da, eskiden yıkık dökük bir hal binası iken, sonrasında bir gençlik merkezine dönüştürülmüş olan, içerisinde cafeler, barlar, mağazalar bulunan ve genelde akşamları da canlı müzik yapılan "Haller Gençlik Merkezi" ne gittik.
















Çok keyifli bir yer haline gelmiş ve aslında günümüz
Eskişehir'inin ruhunu yansıtan yerlerden bir tanesi.
Tıpkı tüm şehir gibi, öğrencileri baz alarak tasarlanıp
hayata geçirilmiş, ancak yerlisi turisti herkesin
faydalanabildiği şehrin kendisine ait yaşam alanlarından
bir tanesi. Canlı müziğin de bitişiyle birlikte, yavaş yavaş
odalarımıza döndük.










Ertesi sabah güne, Adalar mevkiinde, Porsuk kenarında kahvaltı ederek başladık.
Öğrenci şehri olması dolayısıyla da, oldukça ucuz bir şehir. Pazar sabahıydı ve gittiğimiz kafede 8,5 TLye açık büfe kahvaltı ettik :) fena da değildi açıkçası :)







Keyifli kahvaltımız sonrasında, Porsuk kıyısından
Tülomsaş fabrikasına yürüyerek "Devrim" arabasını gördük.
Fabrika, halen, vagon ve lokomotif üretimiyle hizmet vermekte.







Devrim arabası da, arada hala bakım amaçlı yerinden çıkartılıp kısa mesafelerde hareket ettiriliyormuş ve daha yeni bir kat boya atılmış :) Bunlar da gezimizin gereksiz ama sevimli bilgileri:)
Yarın, Odunpazarı, Atlıhan Çarşısı, Kurşunlu Camii ve Külliyesi'ni anlatacağım; ama bugünlük bu kadar :)